Bir çocuğun kendine güvenen, fikirlerini ifade edebilen ve karşılaştığı zorluklar karşısında pes etmeyen bir birey olması tesadüf değildir. Özgüven, doğuştan gelen bir özellik değil; çocuğun yaşamı boyunca, özellikle de ailesiyle kurduğu ilişkiler içinde şekillenen bir gelişim alanıdır. Çocuğun kendisiyle ilgili oluşturduğu “Ben değerliyim”, “Yapabilirim”, “Hata yapsam da kabul görürüm” düşünceleri, büyük ölçüde ebeveyn tutumlarının bir yansımasıdır.
Psikoloji literatürüne göre özgüven; çocuğun kendini tanıması, sınırlarını fark etmesi ve yetkinlik duygusu kazanmasıyla gelişir. Bu süreçte çocuk, çevresinden aldığı mesajlarla kendisi hakkında bir iç ses oluşturur. Bu iç ses çoğu zaman ebeveynlerin şu sorulara verdikleri cevaplarla şekillenir:
Araştırmalar, ebeveyn tutumlarının çocukların benlik algısını ve özsaygısını doğrudan etkilediğini göstermektedir (Baumrind, 1991).
Her ebeveyn, farkında olarak ya da olmayarak çocuğuna bazı temel mesajlar verir. Bu mesajlar, çocuğun özgüveninin temelini oluşturur.
Sevgi, ilgi ve sınırların dengeli olduğu bu tutumda çocuk şunu hisseder:
“Fikirlerim önemli, hata yapabilirim ama değerliyim.”
Bilimsel çalışmalar, demokratik tutumla büyüyen çocukların daha yüksek özgüven, daha güçlü problem çözme becerileri ve daha sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirdiğini ortaya koymaktadır (Steinberg, 2001).
Kural ve beklentilerin yüksek, duygusal desteğin sınırlı olduğu bu yaklaşımda çocuk genellikle şu mesajı alır:
“Değerim, kurallara ne kadar uyduğuma bağlı.”
Bu tutumla yetişen çocuklar, dıştan uyumlu görünseler de içsel olarak kendilerine güvenmekte zorlanabilir, hata yapmaktan aşırı korkabilirler. Araştırmalar, otoriter tutumun özgüveni baskıladığını göstermektedir (Baumrind, 1996).
Sevginin bol olduğu ancak sınırların yetersiz kaldığı bu yaklaşımda çocuk şu duyguyu yaşayabilir:
“Her şey bana göre ayarlanmalı.”
Bu tutum kısa vadede çocuğu mutlu gibi gösterse de uzun vadede özdenetim ve sorumluluk gelişimini zorlaştırabilir. Özgüven; sınırsızlıkla değil, baş edebilmeyi öğrenmekle güçlenir.
Başarı ve kusursuzluk beklentisinin yüksek olduğu bu yaklaşımda çocuk şu duyguyu yaşayabilir:
“Hata yapmamalıyım, hep en iyisi olmalıyım.”
Bu tutumda çocuk, yaptığı hataları bir öğrenme fırsatı yerine bir yetersizlik göstergesi olarak algılayabilir. Sürekli daha iyisini yapma baskısı, çocuğun kendine olan güvenini zayıflatabilir ve denemekten kaçınmasına yol açabilir. Özgüven; hatasız olmaktan değil, çabanın ve sürecin kabul gördüğünü hissetmekten beslenir.
Duygusal yakınlığın ve rehberliğin zayıf olduğu bu ortamda çocuk genellikle şu inancı geliştirir:
“Ben fark edilmiyorum, önemli değilim.”
Araştırmalar, bu tutumun çocuklarda düşük özgüven, duygusal yalnızlık ve içe kapanma ile ilişkili olduğunu göstermektedir (Rohner, 2004).
Özgüvenli çocuk yetiştirmek, kusursuz ebeveyn olmak anlamına gelmez. Aksine, yeterince iyi ebeveynlik özgüvenin temelidir.
Çabayı Öne Çıkarın: Çocuğun sadece elde ettiği sonuca değil, gösterdiği çabaya da değer verin. Çocuğun çabası önemlidir.
Hataları Öğrenme Fırsatı Olarak Görün: Hataları eleştirmek yerine, onun öğrenmesine ve gelişmesine yardımcı olun.
Duygularını Fark Edin ve Önemseyin: Çocuğun duygularını dinleyin ve önemseyin.
Sınırlar Koyarken Açıklayıcı ve Tutarlı Olun: Kurallar net ve tutarlı olduğunda çocuk kendini güvende hisseder.
Yaşına Uygun Sorumluluklar Verin: Kendi başına yapabileceği görevler almasına izin verin ve destek olun.
Bu soruların cevapları, çocuğumuzun özgüven yolculuğunda nerede durduğumuzu görmemize yardımcı olabilir.
Unutmayalım ki özgüven, çocuğa verilen bir hediye değil; ilişki içinde inşa edilen bir duygudur. Çocuğun kendine duyduğu güven, büyük ölçüde ebeveynin ona nasıl baktığının bir yansımasıdır.
Sevgi, sınır ve anlayış dengesiyle kurulan her ilişki, çocuğun “Ben değerliyim” demesini biraz daha güçlendirir.
1- Baumrind, D. (1991). The influence of parenting style on adolescent competence and substance use. Journal of Early Adolescence.
2- Baumrind, D. (1996). Parenting styles and adolescent development.
3- Steinberg, L. (2001). We know some things: Parent–adolescent relationships in retrospect.
4- Rohner, R. P. (2004). The parental acceptance-rejection syndrome.